Pazartesi, Ekim 25, 2010

TELEVİZYON YAYINLARI VE TOPLUM İLETİŞİMİ

Televizyon; hayatımızı, vizyonumuzu, görüşlerimizi değiştiren bir kitle iletişim aracı. 1975’li yıllarda, evinde televizyonu olan komşular ziyarete gidilirdi, herkesin izlediği Kaçak, görevimiz tehlike dizisi, uzay yolu konuşulurdu. Ayrıca, denizlerin altındaki yaşamı Kaptan Cousto’yu heyecanla takip ederek öğrendik. 1990’lara kadar üç dört kanalla devam eden yaşamımız, 1990 sonrasında özel televizyonların yayına başlamasıyla birlikte birden bire renklendi. Televizyon yayıncılığı insanların beklenti ve talepleri doğrultusunda hizmet veren bir sektör haline geldi. Özel televizyonların giderek artması, yayınlanan programların çeşitlenmesi ve sürekli olarak sektörün gelişip, yenilenmesi ve tüm bunların görsel ve işitsel olarak alıcıya ulaşması, televizyonu diğer kitle iletişim araçlarından daha çok tercih edilir bir konuma getirdi. Artık, televizyonsuz bir ev ve yaşam düşünülemiyor. Televizyonun kapalı olduğu yemek masalarının sayısı çok azaldı. Aile içindeki paylaşım ve sohbetin yerini televizyondaki diziler aldı, televizyon dizilerinin aile içinde ve aile dışındaki yorumları sohbetlerin yerini aldı. Bir dönem brezilya dizileri vardı, bir dönem magazin programları gündemdeydi, bir dönem yarışmalar vardı, şimdi de dizilerin en yoğun izlenildiği dönem. Biz hepsinde kendimizden birşeyler bularak izliyoruz. Aslında televizyon, çok önemli bir iletişim aracı. Topluma ulaşmaktaki en etkin iletişim aracı. Bir yandan dünyadan bilgilere ulaşırken, diğer yandan da kuruluşların kendini ve faaliyetlerini kamuoyuna ulaştırmaktaki en önemli iletişim aracı. Bütün iletişim araçları gibi televizyonun da iyi ve kötü yanları var. Ancak, burada en önemli nokta, bireylerin kendilerini ve çocuklarını yönlendirmedeki bilgi, beceri ve donanımı. Çünkü televizyonların kitle iletişim aracı olarak bilgilendirme, haber verme, tanıtma ve eğlendirme gibi görevleri var. Günümüzde gazete, dergi ve kitap okuma seviyesinin düşüklüğü hepimizce biliniyor. İletişim fakültesi öğrencileri ile çok fazla bir aradayım ve gazete okuma alışkanlığının olmadığını veya çok düşük olduğunu üzülerek görüyorum. Bu ise düşünme geleneğinin ve yaratıcılığın yerleşmesine bir engel teşkil ederken, televizyon yayınlarından etkilenme oranını da çok daha yükseltiyor. Aslında televizyon bir eğlence aracı olmaktan çok daha öte, toplumun kültürünün de oluşmasında çok etkili bir araçtır.Televizyon sosyal kimliğin belirlenmesinde çok önemli bir rol oynar. Bu bakımdan televizyon aracılığı ile yayılan kültür, popüler kültürün en yaygın türüdür. Televizyon toplumun sosyal kimliğinin belirlenmesinde çok önemli bir rol oynar. Bugün televizyon aracılığı ile yayılan popüler kültür, bizim geleneksel kültürümüzü unutturuyor. Bunları unutturmak ise, toplumu şaşkınlaştırmak, yöntemsiz hale getirmektir. Televizyonların hayatımıza girmesiyle birlikte insanların hayatında elbette olumlu etkileri oldu. Örneğin çocuklar televizyonda çizgi film izleyerek oyalanıyor, böylece yaramazlık yapmıyor, ya da sorun çıkarmıyor. Anne ve babalar, güncel olaylardan haberdar olmak için gazete okumak zorunda kalmıyor, saat başı yayınlanan haber programlarını takip edebiliyor, film izleyebiliyor, müzik dinleyebiliyor, belgesel programları izleyerek bilgi sahibi oluyor, hayranı olduğumuz sanatçıların özel hayatlarına girebiliyor, yeni çıkan ürünleri takip edebiliyor kısacası arzu ettiğimiz her şeyi ve herkesi evlerimizde konuk edebiliyoruz. Peki bize bunca şey kazandıran yayınlar, neden son yıllarda bazı tepkiler alır oldu? Bizleri bu derece bilgilendirdiğini gördüğümüz yayınlar acaba bize zarar mı veriyorlar? Her yaştan insanın hayranlıkla izlediği dizilerin, merakla takip ettiğimiz magazin programlarının, bilgilendirici ve eğlenceli haber bültenlerinin, eş arayan, sesini, dansını ispat etmek isteyen kişiler için yarışmalar, aile sorunlarını anlatmak isteyenler için kadın programların toplumdaki etkileri neler ve en çok kimleri etki altında? Televizyon ve Çocuk Televizyon yayınlarından en çok etkilenen kuşkusuz çocuklardır. Televizyonda işlenen tüm konuları yetişkinler gibi algılayamamakta ve yetişkinlerden farklı şekillerde etkilenmektedirler. Televizyon kullanım nedenlerine bakıldığında da çocuklar ile yetişkinler arasında farklılıklar görülmektedir. Yetişkinlerin çoğu televizyonu eğlenmek amacıyla izlerken, çocuklar ise eğlendirici buldukları televizyonu dünyayı tanımak ve anlamak için izlemektedirler. Çocuklar kurmaca ve gerçek arasındaki farkı çoğu kez yetişkinler kadar kolay bir biçimde algılayamamaktadırlar. Birçok açıdan çocuklar televizyon karşısında yetişkinlere oranla daha korumasız durumdadırlar. Olaya bu açıdan bakıldığında zararlı çıkanlar çocuklar gibi görülmektedir. Çocuklar kendi yerlerini öğrenmek amacıyla içinde yaşadıkları toplumu gözlemlemektedirler. Çocuklar bu gözleme eylemini gerçekleştirirken yetişkinlerden yeterince yardım alamamakta bunun yerine televizyona yönelmektedirler. Ancak bu yönelme televizyonun çocuk davranışları üzerinde doğrudan etkili olduğunu göstermez. Televizyon yayınları en yıkıcı etkisini, etkiye en fazla açık durumdaki çocuklar ve gençler üzerinde gösteriyor. Şiddet onların davranışlarına, sözlerine, oyunlarına yansıyor. Çocukların küçük yaşlardan itibaren 12 – 13 yaşlarına kadar çizgi film izledikleri, bunun yanı sıra erişkinler için yapılan televizyon yayınlarını da izledikleri düşünüldüğünde çocukların yoğun olarak televizyonun etkisi altında kaldığı görülüyor. Televizyonun Yetişkinlere ve Kültüre Etkisi Kitle iletişim araçları, bir yandan geleneksel kültürlerde ve değerlerde değişikliklere sebep olurken, bir yandan da hâkim güçlerin ürettiği medya kültürünün, egemen bir kültür haline gelmesinde önemli bir rol üstlenmiştir. Bu yeni kültürün adı, popüler kültürdür. Kitle iletişim araçlarının hızla gelişmesi sayesinde, her yerde ve herkes için hazır olan bu kültür, sınır tanımayan argo kültürüne veya hâkim bir dünya kültürüne (global kültüre) dönüşmektedir. Televizyon yayınlarıyla ilgili önemli bir nokta da, bunların toplumda belli fikirleri "yaygın görüş" hâline getirmesidir. Televizyonlar, bazı fikirlerin toplum tarafından kabulünü sağlamakta, belli konularda aynı şekilde düşünenlerin sayısını yükseltmektedir. Yapılan bir araştırma Türkiye'de "yaygın görüşün" oluşmasında televizyonun % 50 nispetinde rol oynadığını ortaya koymaktadır. Diğer bir husus ise, bizzat bazı televizyon kanallarının yaydığı bazı görüşlerin toplumda benimsendiği gerçeğidir. Buna karşılık televizyon karşısında geçirilen saatlerde giderek artmaktadır. Yani toplum, içinde yaşamadığı bir hayatı, günde en az 4-5 saat seyretmek zorunda kalmaktadır. Böylece televizyon başka bir dünyanın kültürünü topluma ekmekte ve hasadını beklemektedir. TV yayıncılığı sadece dizi üzerine kurulamaz. Televizyon çocuk, yaşlı, kadın, erkek çok geniş kitleye seslenir. Toplumun tek ihtiyacı dizi değildir. Televizyon, izleyiciye çeşitlilik sunmak zorundadır. Çünkü televizyon sinema değildir. Televizyon stüdyo demektir. İnteraktif ilişki demektir. Ayrıca, çocuklar ve yetişkinlerin televizyon programlarını değerlendirmeleri çok farklı. Televizyonda gösterilen yaşam ile gerçek yaşam çok farklı, aslında bunu herkes biliyor. Ama büyülü, hareketli, şaşalı, zengin yaşama karşı modaya karşı ne yapmalıyız? Amerikalılar buna bir isim bulmuşlar “The Beautiful People Syndrome”. Çok televizyon seyrettiğinizde ne oluyor, oradaki yaşama inanıyoruz, bekliyoruz, sıradan bireyleriz ama televizyon yıldızları gibi görünmeye başlıyoruz. TV mi yaşamı taklit ediyor? Yaşam mı televizyonu taklit ediyor/ veya ikisi birden mi oluyor? Televizyonun çizdiği insan görünümü, güzel, akıllı, sağlıklı, yaratıcı, anlayışlı, heyecanlı, pratik, özelliklere sahip, kötü bir görünüm yok. Kim seyrederse de buna inanıyor. Saatlerce televizyon seyretmeden sonra, yakışıklı, güzel, ince, sevimli karakterler, yazarlardan, şairlerden, politikacılardan çok daha şöhretli ve öğretmenden, polisten, doktordan çok daha önemli oluyor. Güzel bayan ve yakışıklı erkek tiplerinin standartlaşması, buna ulaşamayan kişilerde psikolojik bozukluğa sebep oluyor. Bunun sonucu nedir? Mutsuz bireyler, mutsuz bir toplum Sonuç Olarak, Yüzlerce yabancı tv yayınının seyredildiği, küreselleşmenin yaygınlaştığı günümüzde kendi değerlerini ve güzelliklerini koruyan, geliştiren bir toplum olmanın önemi çok büyük. Bu konuda Türk televizyonları ciddi bir strateji geliştirerek, bu alanda uluslararası rekabete dayanabilir hale gelmesi gerekmektedir. Türk toplumunun kimliğini koruyabilmesi, kendi kültür, sanat, tarih ve diline sahip çıkması, ile ancak mümkün olabilir. Televizyon ve toplum iletişimindeki en önemli konu, toplum değerlerini koruyan, anlatan yerleştiren kavramların iyi işlenmesi. Bugün dünyada etik kavramı bütün çalışmalarda ilk sıralarda yer alıyor. Bunun temelinde ise bireysel değerler ve bireysel etik kavramı yer alıyor. Yayınlarda yer alan Türkçe’nin kullanımındaki bozukluklar ve argo kullanımı, kişiler arası iletişimdeki bozukluklar, şiddet, cinsellik ve manevi değerlerin kullanımdaki uçurumlar birey olarak hepimizi etkiliyor. Ancak, çocukları yani toplulumuzun gelecekteki bireylerini çok daha fazla etkiliyor. Televizyon programlarının, bilgilendirme yanının daha artırılması ve dizilerdeki iletişimlerde ve ilişkilerde bireysel ve toplumsal değerlerimize sahip çıkılması önem kazanıyor. Tabi burada anne ve babalara da görev düşüyor, çocuklarını gündüz programlarını dahi kontrollü seyrettirmeleri önemli. Bu arada akıllı işaretlerin ülkemizde de başlaması ve uygulanmasındaki çabaları nedeniyle RTÜK yetkililerine teşekkür etmek istiyorum, önemli bir başlangıç yapıldığını düşünüyorum. 30 Ekim 2006

Hiç yorum yok: