Salı, Ekim 26, 2010
İLETİŞİMİN DEĞİŞEN YÜZÜ : SOSYAL MEDYA
TÜHİD-İDA İletişim Hizmetleri Algılama Araştırması 2009
Size öncelikle TÜHİD ve İDA olarak bu yıl ikincisini yaptığımız İletişim Hizmetleri Algılama Araştırmamızın “online iletişim” ile ilgili bazı sonuçlarından bahsetmek istiyorum.
- Yöneticiler, kurumsal iletişim faaliyetlerinin iş sonuçlarına etkisi konusunda hemfikir
- Üst yönetim ve iletişim yöneticileri için, iş hedeflerine ulaşmada en önemli 10 iletişim hizmeti arasında online iletişim 5.sırada bulunuyor
- İletişim yöneticilerinin %56’sı, online iletişim hizmetlerini dışarıdan aldığını belirtiyor
- İki yıl sonra önemli olacak iletişim hizmetleri arasında online iletişim, üst yönetim için beşinci sırada çıkarken, kurumsal iletişim yöneticileri, iletişim danışmanı ve danışman şirket çalışanları, akademisyenlere göre ilk sırada online iletişim yer alıyor.
- İletişim sektörünün kendini geliştirmesi gereken alanlar içinde online iletişim sekizinci sırada bulunuyor.
TÜHİD ve Sosyal Medya
TÜHİD web sitesi, blog, twiter, yahoogroups, newsletter, mailing
Altın pusula web, blog, twiter, newsletter
Medya’nın Sosyalleşmesi mi?
İletişim Yöneticisi bunun neresinde?
Yeteneklerimiz, bilgimiz, uzmanlıklarımız!
Online hayat, bütün meslekler gibi, biz iletişim yöneticilerinin iş yapış biçimini, iletişim araçlarını, iletişim yöntemlerini değiştirdi.
Medya iletişimi :
Web sitemiz : Intranet, Extranet, Chat odaları, kriz odaları, basın odaları
Sosyal platformlar var : facebook, twiter, gruplar, paylaşım sitesi vs.
Kişisel platformlar ; bloglar, friendfeed, flicr
Youtube, podcast, vlog, web tv, ıptv, mobil hayat,
Bizim artık iletişim araçlarımız bunlar ve bu araçlar biz iletişimcilerin yaşamını on yıl içinde çok değiştirdi. On yıl sonra nerede olacak, bu hızı hepimiz tahmin edebiliriz,
Biz hangi alandaki çalışmayı yürütürsek yürütelim, “kurumsal iletişim, itibar yönetimi, gündem yönetimi, kriz yönetimi, kurum içi iletişim, medya iletişimi, pazarlama iletişimi, lobi çalışmaları, vs. hangisini yaparsak yapalım, online hayat içinde yapacağımız ana veya destek çalışmaları mutlaka var.
Kriz dediğiniz zaman, bir uçak kazası olduğunda, …
Pazarlama iletişimi …
Hedef kitleler …
Yayınlar… basılı değil… tasarruf,,,
Paydaşlarla iletişim
HALKLA İLİŞKİLER İNTERNET ORTAMINDAN NASIL YARARLANIYOR?
Don Wright’ın araştırmasına göre : iletişim uzmanlarının
17’si mevcutları takip ediyor
44 ‘ü rakipleri izliyor
19’u yatırımcılarla bağlantı kuruyor
18’i kriz için faydalı buluyor
2’si devletle ilgili kullanıyor
Extranet
Extranet ise iletişimdeki pazarlık gücünü planlar.
Özel gruplar için sadece kendi şifre ve kullanıcı adı ile giriş yapabilecekleri iletişimdir. Bazen özel müşteriler veya yatırımcılar için de kullanılıyor.
Extranetin faydası, özel grup için farklı ve hızlı uygulamalar sağlamaktır. Devlet kademesinde veya yatırımcı ilişkilerinde extranet iletişimi kullanılıyor. Çünkü güvenlik, zamanlama çok önemlidir. Hatta bu özel grubun kendi haberleşme grupları ve kendi sohbet odaları bile olabilir.
İtibar Yönetimi
Aktif olarak kullanılabilir. Web siteleri ilk iletişim noktasıdır. Bu nedenle de ilk güncellenmesi gereken alandır. Sorular olabilir, görüşler olabilir, bunların anında cevaplanması önemlidir. Kriz iletişiminde yine önem taşır.
Sponsorluk
Yine internet sponsorluk için yeni bir iletişim kanalı yarattı.
Kurum İçi İletişim
Intranet, sahiplenme kültürünü oluşturur, yerleştirir. Çalışanların görüşlerini aktarmasını sağlar, chat bölümü beyin fırtınası için kullanılabilir. Kurum içi online yayını yine gerçekleştirilecek çalışmalardan biri.
Artık organizasyonlar çok daha şeffaflaşıyor, kurum içi ve kurum dışına bilgiler çok daha hızla akıyor.
Çalışanların, kurum bilgilerine, misyon, vizyon, gizlilik taşıyan bilgiler ve nedenleri gibi kurumsal yönetim bilgilendirilmelerine ihtiyaç var.
BİR İLETİŞİM ARACI BLOGLAR
ABD blog raporu
Advertising Age’in araştırmasına göre, yaklaşık 35 milyon çalışan her gün blogları ziyaret ediyor ve yaklaşık 3,5 saatini bu bloglarla geçiriyor. Bir başka deyişle iş saatlerinin yüzde 9’unu, yani günde en az 40 dakikalarını bu ziyaretlere ayırıyorlar.
Artık medya endüstrisinde de kabul gören bloglar, çok dikkat çekiyor. Blog okuyucularının işyerlerinde çalışırken blogları takip ettiği ve politikadan medyaya kadar her türlü bilgiye bu şekilde ulaştıkları belirtiliyor.
Blogların en çok tercih edilen siteler olduğunu ve ofiste çalışanının çok olduğunu belirtiliyor. Blogların profesyonel internet sitelerinden daha çok üyesi olduğunu da belirtilirken bloglara ayrılan sürenin diğer web sitelerine ayrılan süreden daha çok olduğunu da yine araştırmalarla görülüyor.
Ayrıca AdAge’in araştırma sonuçlarına göre Amerikalı çalışanlar, çalışma zamanlarının yaklaşık 2,2 saatini blogları okumaya ayırıyor. Çalışanlar, çalışma zamanlarının yaklaşık yüzde 1,65’ini işle ilgili olmayan blog sayfalarına bakarak geçiriyor.
Sosyal Medya’nın mı Obama’nın mı zaferi?
Destek toplama
Temsilciler
Üst düzey temsilciler
• Cep telefonu
• E mail
• Micro hedef
• Events
• Toplumlar
• Doğrudan iş ve sosyal hizmetler sağlamak
• Bloglar ve CGM
• Toplumsal ağlar
• Araştırma
• Website
• Reklam yapmak
OBAMA HERYERDE
• Migente.com
• Digg
• Orkut
• Event
• Facebook
• Youtube
• Gmail
• Myspace
• Flickr
• Eorts
• BlackPlanet.com
• Obama
BAZI RAKAMLAR
• Email listesinde 13milyon kişi
• 3mn kişisel telefon görüşmeleri
• Telefon mesajları için 3 mn kaydetti, her biri 5-20 msg/mth sahip
• Mybarackobama.com sitesi Her ay 9mn ziyaretçiye sahip
• 1mn kadar üyesi var
• 2 mn kadar profil var 500,000 blogla beraber
• 3 mn online donor
• 35,000 tane gönüllü grup, 200,000 çevrimdışı etkinlik
• 70.000 para artış merkezi
• 2000 resmi internet videosu
• 80 mn kereden daha fazla izlendi
• 450,000 kullanıcı video üretti
Gerçek Sonuçlar:
• Oy almak
o 30 yaş altındaki kişilerden %66 oy aldı
3 Haziran 2009.
“Yeşil pazarlama anlayışı, ekolojik gerçekleri saklamadan yansıtmayı ve kurumsal itibarı sağlamlaştırmayı hedeflemelidir.”
S.1)Markalar çevreci kimliklerini ön plana çıkararak tüketiciye hoş görünme çabası içinde mi yoksa gerçekten çevrecilik adına yaptıklarında samimiler mi: Karbondioksit salımının azaltılmaya çalışılması, araç üretimlerinde geri dönüştürülmüş üretimlerin kullanılması vs. Ne kadar yeterli?
Dünyada son on yıldır çevreci yaklaşımlar yoğunluk kazandı. Devlet politikalarında çevre faktörleri yer aldı, sivil toplum fazlasıyla destekledi. Kuruluşlar da bu yaklaşımın dışında kalamadı. Dünyanın global anlamda küresel ısınma, susuz kalma, enerji kaybı ve yeşilin azalması, tabi afetlerin artması gibi sorunları var ve bunlara çare bulunması önem taşıyor. Sivil toplum örgütleri çevre bilinci içinde fazlasıyla örgütlendiler, ancak bu faaliyetlerini destekleyecek kuruluşları arayarak onları da hareketlendirdiler.
Dünya kuruluşları, sürdürülebilir kalkınma çalışmaları çerçevesinde, toplum yararına katkı sağlayacak politikalar oluşturdular. Bu politikalar çerçevesinde de “çevre” konusunda gerçekleştirdikleri yatırımlarla da farklı bir yatırım alanı yakaladılar. Bunun iletişimi de ayrı bir alan oluşturdu.
Kuruluşlar çevre yatırımları ile kendi kurumsal sorumluluklarını yerine getiriyor ve topluma katkıda bulunuyorlar. Ancak tüketici olarak biz de çevre bilincine sahip olunca, karşılıklı olarak birbirimizi yakalamamız kaçınılmaz oluyor. Ben kuruluşların çevre konularında yaptıkları yatırımlarda ciddi olduklarını düşünüyorum, çünkü bu yatırımlar ürün yatırımlarının dışında ayrı yapılan yatırımlar ve ciddi maliyet unsurlarını içeriyor. Bu nedenle samimiyetsizliklerini düşünmeyi istemem. Çevreci otomobillerin satışları her yıl artıyor, enerji dostu üretim yaklaşımları, yeşil binalar, bilinçlendirme çalışmalarının artmasıyla daha da önem kazanacak. Çevre yaklaşımlarının ilk başladığı günlerden bugüne çok adım atıldı ve çok büyük yatırımları yapıldı. Ama bu anlayışın benimsenmesi ve desteklenmesi bir süreç, kuruluşlar ve tüketiciler için yükselen trend eğilimini sürdürmeye devam edecek.
Yeterli mi? Diye sorarsanız zaman, elbette değil, ancak bu bir süreç, başlamış olması ve artarak devam etmesi önemli.
S.2)Markaların çevreci gibi görünerek yaptığı pazarlama anlayışı ne kadar doğru?
Burada birkaç yaklaşım var, birincisi markaların çevreye yaptıkları yatırımı paydaşlarına anlatmaları, bir diğeri paydaşların da katılımlarını sağlamaları, bir başka nokta ise bunu bir tanıtım unsuru olarak kullanmaları.
Marka eğer gerçekten inanarak ve yatırım yaparak çevre politikalarını sürdürebilirse bunun iletişimini de elbette yapacaktır. Çünkü paydaşları da markadan yaklaşımını öğrenmek ister. Artık paydaşların da çevre bilinci taşıdıkları ve beklentileri olduğunu unutmamak gerekir. Marka da bu bilinç içinde çevre yaklaşımını ürününe yansıtabilir ve pazarlama katmanlarından biri olarak sunabilir.
Ancak, burada unutulmaması gereken nokta şu ki, “çevreci olmak” ile “çevreci görünmek” arasında ciddi fark vardır. Çevreci görünmek tercih edildiği zaman, zaten ciddi yatırımın olmadığı, sürdürülebilirliği düşünülmeyen, sadece pazarlamaya katkı olsun, tüketicinin ilgisini çeksin düşüncesiyle yapıldığı zaman, bu elbette yanlış bir yol demektir. Bu düşünce tarzının değiştirilmesi gerektiği, uzun dönemde tüketicinin de negatif tercihi ile kendini gösterecektir.
S.3)Sizce çevreci pazarlama firmalara ne gibi faydalar sağlar?
Yeşil pazarlama, yeşil tüketim bilincinin yaygınlaşmasını sağlayarak, kamuoyunun artan beklentilerine cevap vermeyi hedefliyor. Yeşil pazarlamanın hedef kitlesi, çevre bilinci gelişmiş, bu konuya önem veren, bu bilinç ile üretilmiş ürünler kullanmak isteyen yeşil tüketiciler olarak nitelendirebiliriz. Kuruluşlar için temel strateji ise, bu tüketicilere yönelik ürünlerin, yeşil özelliklerini duyurmaktır. Dünya markalarının araştırmalarına göre, çevreye önem veren tüketiciler, genel olarak, çevreye zarar vermeyen mallar için daha fazla fiyat ödemeyi kabul ediyorlarmış.
Yeşil pazarlama, üründen, ürün ambalajından, son kullanımından sonra atık haline geldiği aşamaya kadar, yeşil kaliteyi içeriyor ve bu amaçla, tüketicileri bilgilendirici işaret ve açıklamalara, ürün veya hizmete sunum aşamasında da öncelik veriyor.
Kuruluşların; yeni ürün yaratmak, yeni hedef kitlelerine ulaşmak, mevcut ürünleri yeni hedef kitleleri ile buluşturmak, kurumun yeni hedef kitleleri ile farklı ürünlere tanıştırmak gibi hedefleri bulunuyor. Ürün farklılaştırmaları, tüketicilerin eğilimlerini iyi okuyabilmeleri ve bu eğilimlere yönelik ürün zincirini yönlendirmeleri önem taşır. Pazar içinde daha fazla yüzdeye kavuşmak için tüketici eğilimlerini bilmek ve tüketiciye istediği tarzda ürünü sunabilmek gerekiyor. Son yıllardaki genel tüketici eğilimi ise, kurumsal sorumluluk faaliyetlerine yatırım yapan, çevreyi önemseyen, eğitimi önemseyen, toplumun gelişimine katkıda bulunan kuruluşların ürünlerinin tercih edilmesinden yana. Plastik torba yerine bez torba kullanmak, çevreci ampullerin tercih edilmesi, doğal kaynakların korunmasına yardımcı olan ürünleri tercihi hep bu nedenle yapılıyor. Bizler de çevreci tüketiciler olarak bu ürünleri, elbette daha fazla tutar ödeyerek alıyoruz.
S.4)Çevreci politika izleyen şirketlere örnek gösterebilir misiniz?
Garanti Bankası’nın çok fazla yatırımı var. Türk Telekom yine çevre politikaları ile sağladığı çok büyük tasarrufları yine çevreye yatırıyor.
İş Bankası’nın, Koç Grubu’nun yatırımları var. Metro Grup, Polisan, Philips yine bu kuruluşlar arasında. Bunlar şu anda aklıma gelen kuruluşlar, çok fazla yatırım yapan çok büyük kuruluşlar var elbette.
S.5)Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Çevre dostu olan ürünlerin geliştirilmesi ve tanıtımına Yeşil Pazarlama diyoruz. Yeşil Pazarlama son yılların bize yansıyan ifadesi. Ancak buna dönük çalışmaların oluşması birden bire olmadı elbette, bir süreç dahilinde gerçekleşti. Bu zaman süreci içinde de kuruluşlar üzerinde baskı yaratan gruplar oldu. Zaten bu nedenledir ki, kuruluşlar da bu baskıları görmezlik edemediler. Bir başka açıdan bakıldığında, kuruluşlar kendilerini yeşil pazarlama yanında görmek ve göstermek istiyorlar, kime sorsanız veya kime anlatsanız,” yeşil pazarlamanın içinde olmak ve desteklemek isteriz” cümlesini duyabilirsiniz.
Araştırmalara göre, gelişmiş ülkelerde satın alma sürecinde çevresel ölçütler %75 oranında etkili oluyor, böyle olunca ürün ortaya çıkıyor.
Sivil Toplum Örgütleri, çevreye destek faaliyetleri, bilinçlendirmeleri, ortaklık teklifleri ile iş dünyasının desteğini aldılar. Çalışanların çevreye dönük olumlu yaklaşımı önemli… Yasaların getirdiği sınırlamalar mevcut. Medyanın desteği önemli. Bütün bunlarla birlikte en önemli konulardan biri de Etik ilkeler. Bazı kuruluşların çevre dostu olmayan kurum ve projelere hizmet vermemesi, yatırım yapmaması gibi…
Çevre bilinci yüksek tüketiciler, doğal kaynakların korunmasını ve çevreye verilen zararın azaltılmasını istiyor. Yeşil ambalajlama, yeşil etiketlendirme, yeşil fiyatlandırma, yeşil paketleme, yeşil dağıtım, bunların hepsi yapılacak alt çalışmalar. Yani sadece ürünü üretmekle kalmıyor, “yeşil” konsepti içinde bütünsel bir çalışma var.
Bu çerçevede, yeşil pazarlama anlayışı, ekolojik gerçekleri gizlemek yerine, yansıtmayı ve bu konudaki çabaları, sağlamlaştırmayı yöneltmeyi hedeflemeli.
Diğer yandan, yeşil pazarlama ile birlikte, iletişim çalışmalarının da çevreci kavramlar çerçevesinde yapılandırılması ve mesajların planlanması önem taşıyor, bu da iletişime yeni bir bakış açısı kazandırıyor. Özellikle kuruluşlar için ağızdan ağza pazarlama olumlu sonuçlar yansımalar sağlıyor. Çevre dostu ürünlere güçlü destekçiler yaratmak için bilinçlendirme ve bilgilendirme kampanyaları yapmak çok önem taşıyor. Amerika’da on yıl önce yapılan bir araştırmada sadece %10 tüketicinin gerçek anlamda çevre dostu ürün destekçisi olduğu belirlenmişti, bugün bu rakamlar elbette daha yüksek. Ancak yine de bilinçlendirme kampanyalarının önemi halen büyük.
Global rekabet içinde, hızla gelişen teknoloji ve değişen dünya çerçevesinde ülkemizdeki kuruluşlara da çevrenin korunmasında ve çevreye dost yeşil ürünler oluşturulmasında önemli görevler düşüyor. Bu görevleri yerine getiren işletmeler, yeşil pazarlama sürecini iyi yönetebilen kuruluşlar, gelecekte ayakta kalabilen işletmeler arasında yer alma yolunda daha da kolay ilerleyecek.
Dilerim, dünyadan kaybettiklerimizi, bütün kesimlerin çabalarıyla yerin koymayı, en azından kaybolmayı önlemeyi sağlayabiliriz.
27 Ocak 2009
Pazartesi, Ekim 25, 2010
Yapı sektörü, bugün iş dünyasının aktif ve tam kapasiteyle çalışan sektörlerinden biri.
Yapı sektörü, bugün iş dünyasının aktif ve tam kapasiteyle çalışan sektörlerinden biri. Ana ve alt sektörler olarak, üretim ve pazarlama sürecinde yoğun günler yaşanıyor. Yapı sektörünün çok geniş yelpazesinin olması, hedef kitlelerini de çok farklılaştırmakta, çeşitlendirmekte ve halka kadar indirmektedir.
Hedef kitlesinin çeşitliliği, üreticiyle birlikte doğrudan tüketiciye ulaşım, pazarlama iletişim araçlarının da çeşitli ve çok boyutlu kullanımına olanak sağlıyor.
Emlak sektörünün hareketlenmesi, yapı sektörünün canlanması ve bağlı alt sektörlere yansıması, çeşitli yayınlar ve medya iletişim çalışmaları, sektörün kamuoyunda bilinirliğini artırdı. Ayrıca, kurumsal iletişim ve markalaşma çalışmaları, kuruluşların kendi içindeki farklılığını ve hedef kitlesi üzerindeki algılanma eğilimini değiştirdi. Diğer yandan ürün tanıtımlarındaki pazarlama iletişimi etkinlikleri de hedef kitle üzerinde tercihi artırdı.
İletişim çalışmalarına ağırlık veren kuruluşlar, mevcut müşterilerini korumanın yanında yeni müşteriler kazandılar, ayrıca rekabet avantajında sürdürülebilirlik sağladılar. Pazarın büyümesi, sektörde yeni heyecanlar yaratacak. Ayrıca sektörün sivil toplum örgütlerinin de iletişim anlamında yapacağı çalışmalar da sektörün bütününü ifade edecek.
Yapı sektörünün temsilcilerinin, iletişim bütçelerini çok daha fazlalaştırmaları ve etkin kullanmaları gerekir. Yeni iletişim kanallarını, elektronik iletişimi, bloglara kadar uzanan sistemleri, doğrudan tüketiciye yönelen kanalları ve sektörel / kurumsal itibarı sağlayacak iletişim kanallarını kullanmaları ve sürdürülebilirliğini sağlamaları önem taşıyor.
12 Eylül 2007
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)