Pazar, Ekim 18, 2009

Ne kadar yaratıcısınız?

Çok zor olan bir ihtiyacı keşfettiyseniz, inovasyon fırsatını yakalamışsınız demektir Etrafımızda markalar uçuşuyor. Ne tarafa baksak, hangi amaç için ilişki kursak, markalar bizi sarmalamış durumda. Dünya üzerinde binlerce üretim yapılıyor. Her birinin bir markası var veya bir marka altında üretiliyor. Dünya rekabeti içinde bu ürünler arasında bizim markamız nasıl, nerede diye kendinize sordunuz mu? Piyasaya yeni bir ürün hazırlanmasında Çinlilerin yeteneğine diyecek yok. Hatta buna “çekik göz” zekası diyebiliriz. Tabii Çinliler taklitte de çok ustalar. Bir Çin kuruluşunun, piyasaya çıkan yeni bir arabanın MR’ını alarak çoğaltması tam tamına 21 gün sürüyormuş, bunu biliyor muydunuz? Bu hıza kim yetişebilir ki? Alıcı başka şeyler arıyor. Alışmadığı, görmediği, sıra dışı deneyimler görmek istiyor. Bu alanları yakalayabiliyorsanız, çok zor olan bir ihtiyacı keşfettiyseniz, inovasyon fırsatını yakalamışsınız demektir. Müşteri sıra dışı deneyimleri bekliyor Müşteri, sıra dışı deneyimleri bekliyor, daha önce görmediği, alışmadığı… Inovasyon fırsatı tam da bu noktada ortaya çıkıyor. Müşterinin aradığı ama hiçbir yerde bulamadığı sıkıntının çözüm noktasında inovasyon gündeme geliyor. Müşteri kendi hayalindeki ürünü bekliyor. Üreticilerin de artık müşteri dünyasına seslenmeye, müşterinin kafasındakini vermeye odaklanmak zorunluluğu bulunuyor. Müşteri nerede sıkılıyor ve ihtiyacını bulamıyorsa, kriz yaşıyorsa, o noktada yenilik ihtiyacı doğuyor. Kısaca, müşteriden ürüne doğru düşünmek adeta zorunlu. Tüketici, ihtiyacının ne olduğunu tam olarak tarif edemiyor. Çoğu kez yaşadığı sorunu bile anlatması mümkün olmuyor. Belki de pazarlama yöneticilerinin esas olarak görevi; müşterinin kendisine bile ifade edemediği sorununu anlayıp, ona çözüm getiren inovasyonlar yapılmasını planlamak olmalı. Adeta müşterinin yaşamının içine dalıp, onunla birlikte solumalı, onu incelemeli ve sorunlarına çözüm üretmelidirler. Değişen müşteri beklentilerini en iyi ve en hızlı anlayan ve inovasyon yaparak bunlara çözüm üreten şirketler, krizden en fazla yararlanan şirketler olacaktır. Alt Pazar inovasyonunu önemseyin Ekonomi içinde, mevcut pazar yanında, Alt Pazar inovasyonu da daha geniş kitlelere hitap edebilmek için gündeme geliyor. Tüketmeyenleri tüketici yapmak, daha geniş kitlelere açılmak önemli. Özellikle ülkemiz gibi dar gelirli nüfusu fazla ekonomilerde, o nüfusa hitap edecek alternatif markaların yaratılması ve hızla büyümesi sıra dışı bakış açısı ve sıra dışı inovasyon yaklaşımı ile oluşuyor. Aslında dünya ekonomisi içinde “inovasyon ekonomisi” yeni bir alan oldu. Gelecek de galiba burada, ekonomilerin canlanmasını sağlayacak itici güç olarak kullanılabilir. Dünya üzerinde markaları başarıya götüreek birçok nokta olabilir, ancak, para kazandıracak en önemli üç noktayı şöyle özetleyebiliriz : yeni fikirler, yeni fikirlerin hayata geçirilmesi ve pazarlama. Farklı olabilmek için farklı düşünmek, farklı yaratmak gerekir Farklılaştırılmış değer yaratmak, kuruluşların başarısını ve geleceğini etkiliyor. Peki o zaman farklı değeri nasıl yaratabiliriz? Fırsatları belirleyeceğiz, gözlem yapacağız, gelişmeleri takip edeceğiz ve değeri yaratacağız. İhtiyaçları fark etmek, inovasyon kültürü, fikirler, inovasyon süreci ve organizasyon, fırsatlar, geliştirme ve uygulamak, ürünler, hizmetler, süreçler, farklı olabilmek için farklı düşünmek farklı yaratmak gerekir. Bunları bilirsek, daha çabuk başarıyı yakalarız. Bütün bunlarla birlikte, dünyanın içinde bulunduğu teknolojik değişim ve gelişim, inovasyon boyutlarını ve konularını ve hatta alanlarını, araçlarını değiştirdi. Ne yaparsanız yapın, internet ortamında da farklılığınızı ortaya koymalısınız ki, hedef kitleleri yakalayabilin. Bir ülkenin yaşam standardı, rekabet gücünün artışı ile doğru orantılı. Rekabet gücü için üretkenliğin teşviki önem taşıyor. Üretkenliği artıran en önemli araç inovasyondur. Bu nedenle inovasyon, ülkeler için ekonomik büyümenin, artan istihdamın ve yaşam kalitesinin anahtarıdır. Markalara para kazandıracak en önemli üç nokta : - yeni fikirlerin keşfedilmesi, - bu fikirlerin hayata geçirilmesi ve - pazarlanması

Pazar, Eylül 13, 2009

Sürdürülebilir Kalkınmaya İnanıyor musunuz? Bilin ki o size inanıyor!

Alışveriş yaparken bir markayı neden tercih ederiz? a.Beğendiğimiz için b.Ucuz olduğu için c.Kaliteli olduğu için d.Ruhumuza hitap ettiği için vs… vs… Diğer açıdan baktığımızda, ürünümüzü satmak için bu kriterler yeterli mi? Yoksa tüketiciler için önem kazanan başka kriterler mi oluştu? Tüketici profili tamamen değişti. Çok daha fazla araştıran, okuyan, internette dolaşan, bilinçli ve dünyadaki gelişmelere hakim tüketici kitlesi her geçen gün büyüyor. Markalardan beklentiler farklılaşıyor. Bu farklılık, markaların yönetim stratejilerini de değiştiriyor. Sadece üretip satmak değil, elde edilen gelirin bir bölümünün toplum yararına kullanımı fazlasıyla önem taşıyor. Sürdürülebilir Kalkınma, dünyanın gündeminde. Dünya markaları için, dünya insanına katkıda bulunmak önemli bir kriter. Sürdürülebilir Kalkınma, kuruluşun kurumsal davranış biçimini, kimliğini ve buna bağlı olarak da ulusal ve uluslararası pazarlardaki itibarını etkiliyor Sürdürülebilir Kalkınma kavramı, “gelecek kuşakların kendi ihtiyaçlarını karşılayabilme olanağından ödün vermeksizin, bugünün ihtiyaçlarını karşılayabilecek kalkınma” olarak tanımlanıyor. Bir başka deyişle, insanla doğa arasında denge kurarak, doğal kaynakları sonuna kadar tüketmeden, bugünün ve geleceğin yaşamını ve kalkınmasını programlama anlamını taşıyor. Temel olarak sürdürülebilir kalkınmanın üç yönü var: Ekonomik açıdan; dünya piyasalarıyla rekabet edebilen, insanların temel ihtiyaçlarının uygun şekilde karşılandığı, refah düzeyini yükseltici, Toplumsal açıdan; adil, eşitlikçi, dezavantajlı grupları kapsayıcı ve yaşam kalitesini artırıcı, Çevre ve doğal sistemler açısından; önleyici, koruyucu, iyileştirici Sürdürülebilir kalkınma, ekonomik, toplumsal ve çevre açısından birbirini destekleyici ve bütünleyici; nesiller içi ve nesiller arasında dengeli olarak planlama ve yönetme süreci olarak görülüyor. Diğer yandan sürdürülebilir kalkınma, bir şirketin kurumsal davranış biçimini, kimliğini ve buna bağlı olarak da şirketin ulusal ve uluslararası pazarlardaki itibarını etkiliyor. Birçok kurumun önceliğinde daha fazla kar edebilmek var, toplumsal konular ikinci plana atılabiliyor Bugün karlılık, yasalar ve iş imkanları dahilinde, oyunu piyasa kurallarına göre oynayan her kuruluşun, toplumsal sorumluluk çerçevesinde üzerine düşen görevleri yerine getirmeleri çok fazla önem taşıyor. Yine de birçok kurumun önceliğinde daha fazla kar edebilmek var, toplumsal konular ikinci plana atılabiliyor. İnsan hakları, çalışan hakları, çevre konuları fazlasıyla özen gösterilmeye başlanılan konular… Diğer yandan, dünya örnekleri bir yana, ülkemizde de kuruluşlar inanılmaz boyutlarda, eğitim, kültür & sanat, sağlık, çevre konularında kurumsal sosyal sorumluluk çalışmalarına katkıda bulunuyorlar. Adeta birbirleriyle yarışır haldeler. Ancak yine de ülkemizde eğitimsiz kişiler, ağaçsız bölgeler, sağlıksız nesiller, korunamayan tarihi yerler bulunuyor. Düşünsenize, bir de kuruluşlar devletin çalışmalarına katkıda bulunmasaydı, sivil toplum aracılık etmeseydi ne olurdu? Kuruluşların çabalarına rağmen, toplumsal konulardaki açıklar kapanmıyor, sadece açısı daralıyor. Dünyadaki ekonomik kriz güven krizini de beraberinde getirdi. Kuruluşların “dürüstlük” ilkesi ile hareketi “sosyal kabul” sağlıyor. Bunun devamında ise kendi faaliyet alanlarımızda hareket ederek “nasıl bir dünya istiyoruz? nasıl bir toplumda yaşamalıyız? bizim rolümüz nedir?” sorularına cevap aramalıyız. Şeffaf ve açıklıkla hareket edebilirsek buna bağlı toplumsal sorumluluğumuzu yerine getirebilir ve sürdürülebilirlik kazanabiliriz. Ülkemizde ve dünyamızda, iyi liderlere, toplumu düşünen kuruluşlara insanlığın ihtiyacı var Diğer yandan kuruluşlara bu açılımları kazandırmak da önemli “liderlik” vasıflarıyla oluyor. Yenilikçi olmak, farklı olmak gibi özellikler, toplumun nabzını tutabilmek, geleceği ve sorunları tahmin edebilmek önem taşıyor. İyi bir lider, toplumun geleceğini öncelikle düşünür ve yatırımını geleceğe dönük yapar. Kurumsal sosyal sorumluluk kavramları, dünyada artık sürdürülebilir kalkınma olarak da tanımlanabiliyor. İyi liderlere, toplumu düşünen kuruluşlara insanlığın ihtiyacı var, ülkemizde de dünyamızda da… Buraya nerelerden mi geldim derseniz, TÜHİD’in son dönemdeki iki etkinliğinden yola çıktım. Biri “Sürdürülebilir İletişim” konusunda Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ve Dünya Bankası’nın danışmanı, Novartis Kalkınma Vakfı Başkanı Prof.Dr.Klaus Leisinger’in görüşleri oldu. Diğeri ise TÜHİD 8.Altın Pusula Halkla İlişkiler yarışmasında 130’a yakın kuruluşun iletişim projelerini inceleme imkanı buldum. Kuruluşların topluma katkıları heyecan vericiydi. Hepsine teşekkür ediyoruz. Toplumdan kuruluşa, kuruluştan topluma, dünya dönüyor, ama dileğimiz daha yeşil, daha huzurlu, daha insani, daha mutlu olarak…

Cuma, Haziran 19, 2009

8.Altın Pusula jüri toplantısı sonrasında…

8.Altın Pusula yarışmasına başvuran 130 projeyi, 10 Haziran günü, Seçici Kurul Üyeleri ile birlikte değerlendirdik. Genç İletişimciler kategorisine başvuran iletişim öğrencilerinin 18 projesi dışında, hepsi kamu ve özel kuruluşlar tarafından özenle hazırlanan projelerdi. Kurumsal Sosyal Sorumluluk kategorilerine yine oldukça fazla proje başvurusu yapılmıştı. Projelerin geneline bakıldığında, şöyle bir değerlendirme yapabilmek mümkün. Bankalar, iletişim projelerine fazlasıyla yatırım yapmışlardı ve ilk defa bu kadar banka yarışmaya katılmıştı. Hatta bazı bankalar 4 ayrı proje hazırlamışlardı. Diğer yandan online ortamda yürütülen iletişim projeleri de artık iş dünyasında yerini almaya başladığından, proje olarak yarışmaya da katılmışlardı. Bu gelişmeler çok sevindirici. İletişim projelerinin artması fazlasıyla sevindirici. Yöneticilerin kaynak yaratmaları çok sevindirici. 8. Altın Pusula’yı kimler mi kucaklayacak? Bu sorunun cevabı 15 Haziran’da Sakıp Sabancı Müzesi’nde bulunacak. Sevgi ve Saygılarımla, Fügen Toksü Yönetim Kurulu Başkanı Türkiye Halkla İlişkiler Derneği